Hepsinin sırtında küçük ve kolay taşınabilir sırt çantaları var. Siyah naylon torbaların içinde, genellikle turuncu, ucuz can yelekleri görünüyor. Basmane’de herkes can yeleği satıyor artık. Ayvalık tostçusunun tabelasının altında bile kenarına tutturulmuş, yine turuncu, can yelekleri. Hatta bazıları marka. Can yeleği piyasasını da bilmiyorum ama markalar daha çok elektronik ya da motosiklet markası ve çok muhtemel sahte tabii. Hayatınızın kıymetine göre pahalı ucuz satın alıp, tıkış tıkış doldurulmuş bir tekneyle, herhangi bir Yunan adasına doğru yola çıkılacak. Kimsenin yüzüne bakmak istemiyorum. Bir gün sonra belki 3. sayfa haberi olarak boğulanlar fotoğrafında “Ben bunu görmüştüm” dememek için. Zaten tanıdığım insanları yeterince öldürüyor devletler. Bu öldürdüklerini bilmesem de olur…

İki taksici konuşuyorlardı “bu Araplar ülkeye çok döviz getiriyor ama,” diye. “Su akar iz bırakır Turist döviz bırakır”, 12 Eylül faşist cuntasının her yere astığı salak sloganlardan biriydi. Garip bir şekilde şimdi herkesin ruhuna hakim. Cuntaların asıl etkileri, işkenceler filan değil. Hadımlaştırılmış düşünce. Ancak dizine kadar açılabiliyor “düşünmek” dediğin eylem. Paraya kadar, kara ve “adam işi biliyor abi”ye kadar. Yarın ölebilecek Araplar, akbaba ekonomisinin döviz gelirleri, istatistiklerin turist girişleri bazen şambrel de satın alıyor. Onların markası yok ve bana göre içerisine kıtık sünger doldurulmuş ve çok muhtemel hızla denize batırmaktan çok fazla bir şeye yaramayan, markalı, markasız can yeleklerinden daha iyi. Bir taraflara sürüklenme şansın var. Bir süre…

“Her gün binlerce insanın, bu kadar habersiz bir yerlere gidip, sınır dışına çıkabilmeleri mümkün mü?”

Koca bir ekonomi bu. Sadece can yeleği diyip geçmeyin. Oteller, lokantalar ve çoğu sokakta yatsalar bile kahveler, çaylar, nargileler ve sifonu bile olmayan tuvaletlere ödenen paralara kadar küçüklü büyüklü bir ekonomi bu. Ayrıca bir de kaçırma hizmeti var tabii ki. Benim bile kısa sürede seçebildiğim insan kaçakçıları, çok açık bir şekilde bu geçişi organize ediyor. Binlerce dolarlık bu ekonomiden onları tekneye götürecek otobüs, şoförleri, aracılar, aracıların aracıları ve hareket edilen yerin, geçilen güzergâhın, varılan noktanın amirlerinin, şeflerinin, memurlarının yukardan aşağı hiyerarşik bir dağıtım ile payını almadığı söylenebilir mi? Her gün binlerce insanın, bu kadar habersiz bir yerlere gidip, sınır dışına çıkabilmeleri mümkün mü?

Şimdi gene aralarında konuşan taksi şoförlerine dönüyoruz. -Sokakla tek bağlantısı havaalanına giderken konuştuğu taksi şoförleri olan, her şeye kadir köşe yazarlarını anarak- “Abi adam işi biliyor. Gitmeseler, burada kalacaklar başımıza bela olacaklar.” İşi bilen adamı övüyorlar ardından. Muhteşem yüzyıl dizisinden bir benzetme yapılıyor. Osmanlı’ya methiye düzüyorlar, belki bizim de haremimiz olur fantezisiyle. Ve her zamanki gibi “ama çok pisler” diye bitiyor muhabbet. “Sokağa işiyorlar” diyor bir diğeri, sanki kendisi hiç işememiş gibi. Hiç ırkçı değilizdir. Irkçılardan ve Ermenilerden nefret ederiz ve Rumlardan, dönemine göre Kürtlerden… Ama bizim bir komşumuz vardı çok iyilerdi, onlar hariç. Dağda olanların hepsi dahil. Güzel Türkçe konuşup okumuş olanlar hariç, Eğer HDP’ye oy vermişlerse dahil… Irkçı olmamak iyi bir şey.

Ah taksicileri unuttuk. Halkın nabzıymış onlar öyle derler. Nabızlar, kaldıkları yerden, “ama çok pisler”den devam ediyor. “Naylon torbaya ediyorlar” diyor biri. Sanki binlerce insan için tuvaletler varmış gibi. Var olanlar içeri ediyorlar diye tuvaletler kapatılmıyormuş gibi. Naylon torbaya etmeyi bir nezaket olarak görüyorum. Afrika’da tuvaleti olmayan gecekondu mahallerinde damlara atılmış bok torbaları aklıma geliyor ve bu yüzden gece dışarı çıkan kadınların uğradıkları tecavüzler. “Ama çok pisler” diyorum kendi kendime; neden kendi ülkelerine edip, geri gelmiyorlar. Irkçıları sevmeyiz ve biz çok hoşgörülüyüz. Hoşgörü demek zaten ırkçılık değilmiş gibi.

Akbaba ekonomisinden bahsederken sadece iki taksiciyi, can yeleği satan kasap, hırdavatçı ve ayvalık tostçusunu suçladığımı filan zannetmeyin. -Hayatında “içinden çivi çıkan Lahmacuncu” haberinden başka hiçbir haber yapmayan gazeteci duayen büyüklerimize kalsın bu iş.- Sadece akbaba ekonomisinin yaygınlığına ilişkin bir anlatımdı bu. Yoksa balık başkan olamayandan kokmaya başlıyor ve bugünlerde çok üzgünler çok muhtemel. Zavallı Rıza işini kaybedecek sanırım. Milyon dolarlık komisyonlar, pardon, ülkemize döviz kazandırmalar sona erebilir. ABD ile İran arasındaki son nükleer anlaşma eğer geçerli olursa, özellikle petrol ve doğalgaz üzerindeki yaptırımlar kalktığında, Rıza ve ortaklarının para muslukları kesilecek. Akbaba ekonomisinin temel geliri tarihe karışacak. Bugüne kadar kazandıkları, onlara iki yüzyıl yeter diyorsanız, yanılıyorsunuz. Kurdu kan tuttuğu gibi para tutar onları ve bütün sürüyü parçalamazlarsa kurtulamazlar bundan. Yakında aralarındaki kavgaları görün siz…

Büyüyen, gelişen bir ekonomi dedikleri “Yurtta savaş, Cihanda savaş”tan ibaret bir akbaba ekonomisinden başka bir şey değil ve akbabalar, şimdi “Kendi başınızı yersiniz inşallah…”