Obama coştu. Giderayak dünyanın neresinde ABD’ye göre müdahale edilmesi gereken yer varsa, ziyaret edip yanında hiç gizlenmemiş ve gizlenmesi de düşünülmeyen ABD menfaatlerinin, açık bir başka deyişle talimatnamelerini bildirip, emekliliğe çıkacak gibi. Küba’dan, Arjantin’e, Almanya’dan İngiltere’ye bak postacı geliyor şarkısıyla ABD egemenliğinin notlarını bırakıp bir yenisine doğru kanatlanıyor. Bu geziler ve Obama eliyle ulaştırılan son talimatnameler, iki Obama döneminde -tabii ki ABD açısından- başarılı dış politikaların sonucu olduğundan çok etkili ve bu dış politika özellikle Bush döneminde ABD’nin dünyada sarsılan etkisini yeniden inşa etti denilebilir.

Öncelikle ABD Latin Amerika’da neredeyse eskisi kadar sözünden çıkılamayacak bir noktaya geri geldi. Orta Amerika’da Honduras darbesinden sonra domino oyunu gibi bütün Orta Amerika’yı ve hemen ardından Güney Amerika’yı etkileyen süreç başladı. Bugün bu Latin Amerika’da ‘sol’ ve ‘halkçı’ iktidarların son dönemlerini –tabii ki oyunun bu devresinde- yaşadıklarını gösteriyor. Arjantin’de Macri hükümeti ve hemen ardından Brezilya’da seçilmiş devlet başkanı Dilma’ya yönelik yargılama ‘darbe’si, zaten Chavez’den sonra neredeyse her şeyini kaybetmiş Venezuela hükümetinin çok muhtemel son dönemleri, henüz hamle sıraları kendilerine gelmemiş ve hepsinden daha güçlü halk hareketleriyle temasta olan Bolivya ve Ekvador ‘sol’ hükümetlerine doğru genişleyecek. Obama’nın Arjantin ziyareti bu ‘dış politika’nın, daha doğrusu darbe tezgahlama, doğrudan seçimlere dahil olma, politikacı satın alma, ekonomik baskı ve tehditten oluşan paketlerin ‘başarı’sının son hamlesi, kıtadan bir süre süpürülmeye çalışılan neoliberalizmin muzaffer biçimde geri dönüşüydü. İki Arjantin devlet başkanının, şenlikli isyan günlerinde hükümet çatısından helikopterle Miami’ye kaçışının Obama’nın ziyaretiyle simgesel olarak geri dönüşüydü bu.

Bu gelişen süreçte, Honduras’taki darbede ortada top dolaştıran Brezilya’daki Lula hükümetinin, hemen ardından Paraguay’da halkçı başkan Loga’nın devrilmesinin tamamen benzerine maruz kalması da siyasal yaşamda tereddüt etmek diye bir şey olmadığının bir kanıtı. Lula ve ardılı Dilma o zaman kıtanın devi Brezilya’nın yeterince tepki vermemesinin ceremesini şimdi kendileri yaşıyor. Ne Uruguay’daki halkçı koalisyon, El Salvador’daki eski gerilla FMLN iktidarı ve ne de çoktan neoliberal bir hükümet olan Nikaragua’nun çok eski devrimci Ortega hükümeti bu gidişatı geri çevirebilecek güçte.

Ortadoğu’da da bana göre uzun zamandır ABD eski gücüne ulaştı. Önce Katar’daki gizli darbe, arkasından Mısır askeri cuntasıyla dengelerini yeniden oturtan ABD, özellikle İran anlaşmasıyla bölgenin yeniden en çok sözü geçeni. Zaten yazılarımızı takip edenler iyi biliyorlardır ki ABD’nin bu geri dönüşünü çok daha önceden vurgulamıştık ve şimdi de bir kez daha söylemek istiyorum ki bunun etkisiyle her şeyi ve daha fazlasını kabul etmek zorunda kalan Erdoğan rejimi ve yine kısa boylu çizmesini aşan Suudi Arabistan bu geri dönüşün ‘etkilerini’ oldukça yaşayacak. Bölgede IŞİD’in hala var olması, Suriye’de Esad rejimin iktidarı ya da çatışmaların sürmesi sizi şaşırtmasın bunlar zaten bu varlığın parçası ve hatta kendini oluşturmasının kurucu unsurları.

(AP/Carolyn Kaster)

(AP/Carolyn Kaster)

Obama ve ucu yakılmış mektuplarıyla son düzenleme Avrupa’ya yönelik ve bana göre dünyayı hegemonik olması açısından en çok etkileyecek olanı. Almanya ziyareti ile taçlanan, AB ile ABD anlaşmasının yaşama geçmesiyle neoliberalizm dünyadaki en büyük hamlesini yapmış durumda. Kapitalizmin temel kuralı ‘Büyü ya da Öl’ onun zirvesi neoliberalizmde öyle bir yere vardı ki neoliberal sac ayaklarından AB ve ABD, daha doğrusu onunla birlikte bütün Serbest Pazar anlaşmalarının birleşmesi manasına geliyor bu. ‘Sermayenin küreselleşmesi’nin tavan yapması denilebilir buna. Bu büyüme aynı zamanda hiçbir sınır dışına çıkılmasına müsaade edilmeyeceği manasına da geliyor. Bu yüzden, Obama’nın İngiltere’ye inmesiyle birlikte, İngiltere halkına yazdığı ‘dostluk’ mektubu sakın ola AB’den ayrılmamalarını tavsiye ediyor. Bir yandan ‘Terör’e karşı işbirliği, Rusya tehlikesine karşı uyarı ve mülteci meselesi gibi nazik hatırlatma tehditleri ve ekonomik işbirliği ayrıcalığının sürdürülmesi gibi ‘sopa ve havuç’ politikalarının peş peşe birbirine karışmasın diye ayrı ayrı yazılmış ‘Daily Telegraph’ gazetesindeki Obama’nın makalesi ile doğrudan İngiltere’deki AB referandumuna müdahale etmiş durumda. Zor durumdaki Cameron’ın referandumdaki can simidi bu.

Bu, olguları tanımladığım karamsar bulabileceğiniz dünya haline diğer açıdan baktığınızda ise göreceksiniz ki bu endişeli telaşın arkasında bir başka olasılık da gizli; yani neoliberalizm ya büyüyecek ya da ölecek…