“Merkez” Meselesi: Aday Adayları ve Dershaneler

Yerel seçimler yaklaştıkça aday adayları başvurularını yapıyorlar. Sonra da partilerin yöneticileri, genelde de başkanları içlerinden birisini seçiyor. Seçimlerde merkezi yönetime katılmaları için birilerine oy veriyoruz. Dolayısıyla kısmi irademiz ile biz de katılmış oluyoruz. Ama yukarıdan aşağıya belirlenen (ya da dayatılan) adaylar önümüze kondukça, pek de söz ve karar mekanizmalarına katılmış sayılmıyoruz.

Siyasi Partiler kanunu, seçim yasası, baraj gibi konuyla ilgili ve bir an evvel değişiklik isteyen yasalar kadar bu kültürün de üstünde durmak lazım.

Demokrasi iddiası taşıyan yapıların önce kendi içlerine baktığımız zaman havada kalan sloganlarını görüyoruz. Daha parti içi demokrasiyi hayata geçiremeyenler demokrasi vaat ettiğinde yurttaşın yüzüne bakıp da utanmıyor mu? Kimse siyasi çoban ve koyun değil ise bu paradigmayı değiştirmek siyaset tarzımızın ve idari yapımızın demokratikleşmesi konusunda önümüzü açan bir adım olur.

Siyaseti meslek olarak tanıtan ve zannedenler, kendilerini “usta”, partilerindeki diğer insanları ise “çırak” olarak görüyor. Böylelikle kimse “aday olmuyor”, “aday olarak atanıyor.” Oysa siyasi alan eşitliğin alanı olduğu ölçüde demokratikleşir.

Mart’taki yerel seçimlerde BDP ve HDP adayları yerelden doğru belirlenecek. Diğer partiler ise merkezden liderlerinin ağızlarına bakacak.

“Ben adaya aday demem, aday benim olmayınca.”

Dershaneler

Memleketin en çok tartışılan konusu oldu dershane meselesi. Peki, AKP ile Gülen Cemaati arasındaki çekişmede hangi taraf haklı?

Konu elbette sadece dershane meselesi değil. Aynı zamanda bir alan hakimiyeti mücadelesi. Bu mücadele edenlerin sorunu, ama eğitim sorunu hepimizin. Eğitimin anadilde ve parasız olması gerektiğinden, bu da tartışılmaz bir insan hakkı olduğundan dolayı, dershanelerin meşruiyetini tartışmayalım. Meşru değildirler.

Ama…

Dershaneler neden değil, sonuçtur. Rekabete dayalı merkezi sınav sisteminin dayatmasıdır. Öncelikle bununla hesaplaşmak gerekir. Dünyanın en iyi üniversiteleri öğrencilerine “acceptance” (kabul) belgesi gönderirler. Burada ise öğrenciler sınavı önce “kazanır”, sonra okula “yerleştirilir.”

Dünyanın en iyi üniversitelerini kazanan öğrenciler bu başarılarını dershanelere mi borçlular? Durmadan dershanelere minnet haberleri yaptıran kesim uluslararası alanı iyi bilir. Bunu da cevaplamaları iyi olur.

İnsanlar kendi hayatlarını tayin ederler. Bunun için şeflere ya da dershanelere ihtiyaç yok.

Öyleyse parti içi demokrasiden ülke içi demokrasiye, dershanede demokrasiden eğitimde demokrasiye kadar giden bu yelpazedeki çıkış yolu açık: merkezi yapıları parçalamak.

Merkezden uzaklaştıkça trafik rahatlar.

Hayatlarımızı rahatlatalım.

 

İstanbul Bilgi Üniversitesi iletişim Fakültesi öğrencisi Bercan Aktaş’ın yazısı, zete’nin genç dergisi üniverzete‘den alınmıştır

 

“Merkez” Meselesi: Aday Adayları ve Dershaneler